Aronya’nın, Amerikalı Kızılderililer tarafından uzun zamandan beri bilinmekte ve günlük hayatlarında kullanılmakta olduğunu 18. yüzyıla kadar geriye giden yazılı kaynaklardan biliyoruz. Aronya meyveleri, içindeki antioksidan değerlerin yüksekliği, mineraller ve vitaminler açısından zenginliği sebebiyle Kuzey Amerika ve komşu coğrafyalarda yaşayan yerli halkın bağışıklık sistemini yükseltmek için kullandıkları bir bitki olarak bilinir. Kızılderililer ayrıca bu bitkiyi kaynatarak güçlü pigment yapısından faydalanır ve tekstil, deri gibi günlük eşyalarını boyamakta kullanırlardı. Kuzey Amerika yerlilerinin Günlük beslenme alışkanlıklarında aronya meyvelerini kurutup yemeklerine ekledikleri, çeşitli çaylar ve şifalı içecekler yaptıkları bilinmektedir.
Aronya, halk arasında “süper meyve” olarak da bilinen ve gülgiller (Rosaceae) familyasına ait, yaprak döken ve çalı formunda olan üzümsü bir meyve türüdür.
Anavatanı: Aronya’nın orijini Kuzey Amerika‘nın doğu kesimleridir. Burada, özellikle sulak alanlarda bulunur. Doğal haliyle suyu ve soğuk havaları seven bir bitkidir.
Rus botanikçi Ivan V. Michurin (1855-1935), aronya meyvesinin gelişimine önemli katkılarda bulunmuştur. 19. yüzyılın sonlarından itibaren Aronya üzerinde deneyler yapmaya başlayan bilim adamı, bitkinin Rusya’daki sert iklim koşullarına karşı olağanüstü dayanıklılığından büyülenerek soğuk bölgelerde bile yüksek verim vaat eden iri meyveli Aronia çeşitleri yetiştirmiş ve Nero ve Viking çeşitlerini geliştirmiştir.
Özellikle 1940’lı yıllardan sonra Danimarka, Norveç, Finlandiya, İsveç ve Avrupa’da Polonya, Almanya, Bugünkü Çekya, Slovakya Letonya ve Rusya’da geniş çaplı ticari yetiştiriciliğe başlanmıştır. Aronya meyvesi, Doğu ve Orta Avrupa’da 100 yılı aşkın süredir yetiştirilmektedir.
Amerika Birleşik Devletlerinin kuzey coğrafyalarında ve Kanada’da büyük alanlarda tarımsal üretim olarak ziraatı 1960’lı yıllarda başlamıştır.
Aronya, özellikle son 20-30 yılda yapılan bilimsel araştırmalarla birlikte yüksek antioksidan ve antosiyanin içeriği sayesinde “süper gıda” (süper meyve) olarak uluslararası alanda büyük ilgi görmeye başlamış ve popülerliği artmıştır.
Aronya’nın Türkiye’deki geçmişi oldukça yenidir. Ülkemizde yetiştiricilikle ilgili ilk çalışmalar 2012 yılına dayanmaktadır.
Yalova’daki Atatürk Bahçe Kültürleri Merkez Araştırma Enstitüsü’ne gelen Dr. Cem Taş, Aronya’nın insan sağlığına katkılarından bahsederek Enstitü Müdürü Dr. Yılmaz Boz’a Aronya’nın tarımı hakkında araştırmalar yapılması konusunda görüşmeler yapmıştır. Bu üzümsü meyve hakkında o günlerde zaten bir çalışma enstitü tarafından sürdürülmekteyken, Dr. Cem Taş’ın açıklamaları ve konu hakkında yapılan literatür taramaları ile Aronya hakkında yapılan bilimsel araştırma ve çalışmalar, Enstitü Müdürü Dr. Yılmaz Boz ve ekibi tarafından geliştirilerek Nero ve Viking adında iki çeşit enstitü adına tescil edilmiştir. İlk bilimsel çalışmalar bu enstitüde başlamış, hâlen çeşitli konularda devam etmektedir.
Ülkemizde Aronya, ilk olarak Yalova, Kırklareli, Bursa, Çanakkale ve Karadeniz’in kuzeydoğu bölgeleri gibi iklim koşullarının uygun olduğu yerlerde yetiştirilmeye başlanmıştır.
Yaygınlaşma: Tarım ve Orman Bakanlığı’nın destekleriyle Aronya fidanları popülerlik kazanmış ve Türkiye’nin farklı bölgelerine yayılma potansiyeli göstermiştir. Türkiye’deki ilk hasat tarihinin ise 2016 yılına dayandığı belirtilmektedir.
Aronya, Kuzey Yarımküre’de geniş bir iklim kuşağına ve toprak şartlarına adapte olabilmesi sayesinde, dünyada ve ülkemizde tarımı giderek artan önemli bir üzümsü meyve türü hâline gelmiştir.